‘Herkese bir gönül diliyorum Allah’tan, ne istediğini bilen
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
O.VELİ
YAŞAMIN BEDELE DÖNÜŞÜM SÜRECİ
Herşeyin bir bedeli vardırdan hareketle düşünürsek, yaşamın da ve yaşamını sürdürmenin de bir bedeli olmalıdır değil mi? Yoksa yaşam hakkı bedele dönüşemeyecek kadar kıymetlidir diyenlerden misiniz? Belki öyledir ama yaşadığımız bazı gerçeklikler ise reelde yaşamların kabaca hesaba dökülebildiğini bize kanıtlıyor. Nasıl mı? Buyrun.Hemen devamında.
Tarih:17.08.1999
Tarihler 17 Ağustos 1999 tarihini gösteriyordu. Saat 03:02 de milletçe unutamayacağımız bir 45 saniye yaşadık. Gün ağarıp da tüm gerçeklik ortaya çıktığında, içimiz bir daha bir daha sızladı. Bugün hala tartışılan sayıda (resmi ve gayrıresmi) insanımız öldü, bir kısmı yaralandı, büyük bir kısım evsiz kaldı ve hemen hemen tamamızda psikolojik kalıntılar bıraktı. Aslında o gece birşey daha olmuştu. Daha sonradan öğreniyorduk ki deprem nedeniyle o gece sadece bir gece bekçisi fay hattına düşerek yaşamını yitiriyordu. Aslında depremin olması gereken kaybı sadece 1 kişiydi. Geri kalanları ölüme götüren sebeplerin maddi karşılığı ise yine o tarihlerdeki bir haberde saklı. 22 Ağustos 1999 tarihli Sabah gazetesinde 6 katlı 24 daireli bir apartman için kabaca hesabı yapılmış.
Depreme dayanıklı hazır beton 8 miyar lira, depreme dayanıksız beton 4 milyar lira. Depreme dayanıklı demir 15 milyar lira, depreme dayanıksız demir 14 milyar 250 milyon lira. Yani eksik malzeme nedeniyle depremde yıkılan bir apartmanda yok olan -diyelim ki- 20 canın bedeli yuvarlak hesap 5 milyar lira. Adam başı 250 milyon ediyor.[Bu sunduğumuz metni seneler sonra okuyacakların kafası karışmasın diye dolar olarak da verelim: 568 dolar. (1 dolar = 440 bin lira)].
İşte ilk kaba hesapla kelle başına bir canın maliyeti 250 TL ediyor. Aradan tam 10 sene geçti. Yapılan ve yapılamayanları sizlere bırakıyorum. Deprem yine olacak. O günden bugüne kelle başına hesaptaki tek fark paradan altı sıfırın atılması olacak sanırım. [Not1: 03.11.2009’da gazetelere düşen bir haber: Beğenmediğimiz İran, Tahran’da yaşanması muhtemel deprem kaygılarının artması üzerine İran’ın başkentinin başka bir şehre taşınması planı, güvenlik konseyince onaylandı. Bizde ise 10 yılda ciddi adım yok. Deprem hergeçen gün yaklaşıyor. Zamanında Türkiye İran olacak diye korktuk ya senelerce, bence asıl korku Türkiye’ye benzeme korkusuyla İranda.], [Not2: Kuş ve domuz griplerinde Sağlık Bakanlığı’nın kopardığı yaygarayı, yarattığı toplumsal kaosu neden Bayındırlık Bakanlığı koparmıyor? Fark sanırsam yaygaradan kimlerin ne kazanacağında. Kimin teknesindeyse onun türküsünü çığıran Türk siyaseti yıllardır bir kerede milletin teknesine binse belki o zaman.]
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Tarih:31.12.2008
Elif Koyuncuğlu, Tarık Ş. Yılmaz, Büşra Bek, Turan Özgür Atilla, Oğuzhan Tozburun, Ceren Okkalı, Erol Özdokumacı isimli gençler 2009 yılına yeni yıla birlikte eğlenerek girmek istediler, ilerleyen saatlerde evin 2 ayrı odasında sohbet ederken, soludukları karbonmonoksit gazını fark edemediler ve yaşamlarını yitirdiler. Gençlerin ölümüne neden olan borunun yenisinin piyasada 5 TL’ye satıldığı bildirildi. Evet topu topu hepsi 5 TL.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Tarih: 6 Şubat gecesi 2008
Şanlıurfaya çok yağmur yağdı. Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisi içinde bulunan Çırpı Deresi taşarak üzerindeki stabilize geçişi tahrip etti. O geçişten geçmeye çalışan kamyonun kasasında çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 kişi vardı. Tarım İşletmeleri Çiftliği’ne, koyun sağmaya gidiyorlardı. Kamyonun şoförü yolun çöktüğünü fark etmedi ve araç Çırpı Deresi’ne uçtu. Kasadaki 44 kişi dereye dökülerek sürüklendiler. 33 kişi kurtuldu kazadan. 11 kişi ise yaşamını yitirdi. İlk bakıldığında basit bir kaza gibi duruyor değil mi? Asıl acı gecenin köründe kamyon kasasında insanları çalışmaya mecbur bırakan sürecin açığa çıkmasıyla ortaya çıktı.
Kazazedelerden Halil Ertuğrul 10 yıla yakın süre bu işi yapmıştı. Çiftlikteki sağım işinden günde 2 lira kazanıyorlardı. Ayda sadece 60 TL.
Ertuğrul, “Niye çalışıyorsun o zaman” sorusuna kısa bir yanıt verdi:
“Mecburum. İş yok.”
Memleketimizde ekmek kavgasının ne boyutlarda olduğunun göstergesi. Açılımla uğraşanlar acaba kapı kapı memleketi dolaşsa da, sorsa. Bir ellerinde kendi açılımlarını sunsalar, diğer ellerinde iş, aş, ekmek sunsalar insanlar neyi seçecekler. Kendini, ailesini doyuramayan, barındıramayan, asgari insani ölçülerde geçindiremeyenler için demokrasinin ne işe yaradığını anladıkları gün umarım çok geç olmamış olur.
11 Aralık 2009 tarihli Vatan Gazetesi’nde bir haber: Bahçeşehir Üniversitesi’nin araştırması ve yine daha evvel yapılan BİLGESAM’ın anketlerine göre öne çıkan tek sorun; iş ve aş.
Demokrasi en son Irak’a götürülmüştü, bizim memlekete hemen hemen çok partili hayata geçtiğimizden bu yana geldi mi, gelmedi mi ben bilmiyorum. Şahsım adına yaptığım hesapla TL bazında bize çok pahalıya mal olduğu yönünde. Tabi karar sizin.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Bazende çok pahalıya mal oluyor yaşamak.
Tarih: 16 Nisan 2009
Bir barın önünde taksicilik yapan evli ve iki çocuk babası Ender Çeltikçi’nin (34) ani ölümü ailesini yasa boğdu. Olay günü Ender Çeltikçi’nin beş arkadaşıyla birlikte barda içtikten sonra gelen bir telefon üzerine kahvehaneye gittiği ve burada çay içtiği sırada aniden fenalaştığı belirtildi. Arkadaşları tarafından Siyami Ersek Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak ilk tedavisi burada yapılan Ender Çeltikçi, daha sonra Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak yoğun bakıma alındı. İki gün yoğun bakımda kalan Ender Çeltikçi, hayatını kaybetti. Ender Çeltik’in hayatına mal olan ise sahte rakıydı.
Etil alkolün litre fiyatı 1 milyon lira civarında seyrederken, metanolün fiyatı 400-600 bin lira arasında değişiyor. Ancak, 1 litre etil alkolden 2 şişe rakı üretilebildiği için, piyasada litresi 33 milyon liraya satılabilecek bir üründe, üreticilerin 1-2 milyon liralık maliyet farkını dikkate almayacağı kaydediliyor. Hepsi hepsi sadece 1 şişe rakıda 2 TL. İnsan hayatını hiçe sayarcasına, gözü dönmüşçesine kazanmanın bedeli sadece 2 TL fark için.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Tarih: 21 Mart 2009 Cumartesi
Konya Selçuk Üniversitesi Beyşehir Meslek Yüksek Okulu Muhasebe Bölümünden geçen yıl mezun olan Damla Güner, geçen Mart ayında arkadaşı Cengizhan Savur’un kullandığı motosikletle otogara giderken, Hasan Ceylan adındaki sürücünün kullandığı otomobile arkadan çarpmış ve genç kızın ölümüne sebep olmuştu.
Mahkeme alkollü olduğu saptanan otomobil sürücüsü Hasan Ceylan’a 3 yıl ceza verdi. Bu ceza da 18 bin 200 TL para cezasına çevrildi. Bu da yetmedi ceza 24 taksite çevrildi.
Yani yaşamı taksitle almak isterseniz aylık sadece; 758,33 TL
Şimdi banka hesabınıza bakın, yapın kabaca hesabınızı, atlayın arabanıza dalın kalabalığın arasına hepsi topu aylık size 758,33 TL’ye mal olacak nasılsa.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Tarih: 11.08.2008
Türk Loydu`ndan bir ekip, Gisan Tersanesi`nde yapımı tamamlanan 12 bin 500 grostonluk Turquoise-T adlı tankerin kontrollerini yapmak için dün tersaneye gitti. Tanker ve dökme yük gemilerinde bulunması zorunlu olan serbest düşme can filikasının testi için, saat 16.00 sıralarında biri mühendis 19 kişi filikaya bindirildi. Kapakları kapatılan filika, telsizle içindekilerin onayı alındıktan sonra geminin kıç kısmındaki platformdan aşağı bırakıldı. Normalde burnunun üzerine düşüp suyun altına girmesi, bir süre sonra da su yüzüne çıkması gereken filika bilinmeyen bir nedenle suya ters düştü. Camı kırılan filika dibe doğru inerken içine su doldu. Yaşanan panik sırasında işçiler Emrah Varoğlu(19), Ramazan Ergün(36) ve Ramazan Çetinkaya(25) boğularak hayatlarını kaybetti.
Bunun hesabı bile yok. Kum dolu çuvalın bir bedeli dahi yok, insan hayatına bakışın bir bedeli olmadığı gibi.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Ne zaman kot almak için bir mağazaya gitsem ya da önünden geçsem aklıma onların hikayeleri gelir. Alıp almamak konusunda garip bir suçluluk duygusu kaplar beni. Son yıllarda ise kesinlikle rengi açılmış, eskitilmiş kot alamıyorum. Neden mi? Sebebi? Sadece onlardan bir tanesinin kısa hikayesi aşağıda.
Hacı Ünal Bingöl Karlıova Taşlıçay köyünden taşı toprağı altın şehre İstanbul’a gelmişti çalışmak için. (Halbuki memleketinde bir çok iş imkanı vardı aslında neden gelmişti İstanbul’a hayret) İstanbul’un Mahmutbey semtinde kot kumlamada en asgari bir ücretle (350 TL yaklaşık), en sosyal güvenliksizinden, en standart dışı şartlarda çalışmaya başlamış. Sonrasında ise soluğu kumun içindeki silika maddesinin akciğerlerini iflas ettirmesi üzerine geri dönmek zorunda kaldığı köyünde silikozis hastalığından yaşamını yitirmiştir.
Hepsi hepsi yaşadığı yerde iş imkanı bulmayan bir gencin aylık 350 TL için rüzgarın önüne katılmış bir yaprak misali süreklendiği altın topraklı şehirde, para kazanmak için insanı hiçe sayanların ve onlara müsade eden sistemin sonucu yaşamını yitirmesi.
Bedava Yaşıyoruz, Bedava
Örnekler o kadar çoktu yazmak istesem sanırım derginin bu sayısını dolduracak kadar çok. Bu örneklerin birçoğu televizyonda ya da gazetede ya da sağda solda duyuyor, üzülüyor sonrasında ise toplumsal hafızamızın derinlerinde unutulup gidiyor. Bedava yaşamların hikayeleri yukarıdaki örneklerdeki gibi. Ölmenin bu kadar ucuz olduğu canım yurdumda yaşamak da ucuz mu yoksa gittikçe pahalılaşıyor mu?
İnsan varolduğundan bu yana en temel ihtiyacı yemek ve barınma olmuştur. Bu olmazsa olmaz ihtiyaçlarımızı ise ateş (barınma,ısınma), toprak (üretim), su ve hava olarak sıralarayabiliriz. Günümüzde bunlardan sadece hava bedava diğerleri ise bedele dönüşmüş faturalar halinde aylık olarak kapımıza geliyor ya da satın alma gücümüze bağlı olarak elde etmemiz mümkün oluyor. Artık sistem genelde tüm dünyada ve bizim ülkemizde herşeyi birer meta (yani mallaştırıyor) gibi görüyor. İnsan hayatı, toprak, su, şehirler, tarih, kültür, sanat sadece bedele ne ölçüde dönüşebileceklerine göre değerlendiriliyor. Sonuçta karşımıza ise tek düze şehirler ve kültürlerden örülü bir dünya düzeni dayatılıyor. Buda demokrasi, çağdaşlaşma, ilericilik gibi kavramların ardında bir güzel cilalanıp bizlere sunuluyor en pahalısından.
Geriye sadece hava kalmıştı ya metalaştırılmayan. Şimdilik olabildiğince çok da ondan dolayı herhalde. Gün gelipde bir tarafımıza da akıllı sayaçlar takılıp, aldığımız havada fatura edilirse hiç şaşırmam.
Bedavasına ölmek, yaşamdan taze bir nefes alamadan ya da en pahalısından karadeliğe sürüklenircesine yaşadığımızı sandığımız bir hengamenin içinde kaybolmak. Büyük çoğunluğumuz için yeni dünya düzeninin adı bu. Benden söylemesi, demedi demeyin.
Hep şöyle deniliyordu. "Konuştuklarımız atmosferde bir yerde kalıyor, ileride teknoloji gelişince bütün söylediklerimizi dinleme şansımız olacak". Benim tüm umudum aslında bundaydı. Sanırım bunu görmeye ömrüm yetmeycek gibi duruyor. Hal böyle olunca, birde söylediklerimi unutmaya başlayınca yazayım dedim hiç olmazsa biryerlere. Boş mu konuşmuşum yoksa dolu mu ilerde kendim değerlendiririm. İşte bu fikirle birde havaya yazmaktan sıkıldım herhalde başladım bende yazmaya. Kendime dair, hayata dair yani halen çözemediğim iki bilinmeze dair buğusu kalkan netlikleri zikredeceğim yavaş yavaş burda kabul buyurursanız sevinirim.
![]() |
Yorum Yazın