‘Herkese bir gönül diliyorum Allah’tan, ne istediğini bilen
14 Şubatın hikayesi Aziz Valenti’nin zalim Roma imparatoru II.Claudis’un evlenmeyi yasaklaması ve Aziz Valenti’nin gençleri gizlice evlendirmesi ve gittiği yerlerde imparatoru eleştirmesi üzerine hapse atılması ve 14 Şubat 270 yılında öldürülmesi ile bugüne kadar anlatıla gelmesiyle ilgilidir.
Böylesine bir hikayesi olmasa da buna benzer bir şeyler de bulunur, sunulurdu bizlere. Asıl olan tüketmek, harcamak değil mi?
Benim asıl bahsedeceğim farklı zaman ve coğrafyalardan şairlerin sevmek ve aşk üzerine şiiriyle buluşturmak. Hırslarla, düşmanlıklarla örülü coğrafyallardan bir nebze olsun sıyrılıp insanlığın ortak noktasını yakalamak adına Buyrun…
GECENİN SESSİZLİĞİNDE
gecenin sessizliğinde uzandı yanıma
yorgun gözlerimi uyku karartmadan.
acımasız aşk saçlarımı kavrayıp
nöbetini tutmam için beni uyandırdığında.
” ey benim bin sevdalı kölem ,
gönlün razı mı burada yapayalnız yatmaya?”
birden fırladım yalın ayak ve çıplak
ama ne yönümü biliyorum, ne de yolumu,
koşsam da beklesem de boşuna;
dönmeye de kalmaya da yüzüm yok.
her yer sessizlik içinde, sokaklar ıssız.
ne bir kuş ötüyor ,ne bir köpek havlıyor.
ben de buyruğuna uyuyorum, Ey yüce aşk,
uyumaktan korkarak.
Petronius Arbiter Roma İ.Ö-İ.S. 66 Çeviren: Cevat Çapan
DUVARDAKİ YAZI
İlk yaz geldi dağlara.
Yollarda seni arıyorum.
Balta sesleri yankılanıyor
Suskun dorukların boşluklarında.
Derelerin buzu çözülmemiş,
Karı kalkmamış dağ yollarının.
Gün batarken varıyorum
Kayalık dağ geçidindeki koruma.
Hiçbir şeyde gözün yok,
Altın, gümüş parıltısı
Yayılsa da geceleri çevrene.
Evcilleştirdiğin geyik gibi
Uysallaşmışsın sen de.
Geriye dönen yol unutulmuş,
Kaybolmuş gözden.
Boş bir kayığa dönüyorum,
Senin gibi, sularda sürüklenen.
TU FU Çin 712-770 Çeviren: Cevat Çapan
ESKİ ZAMAN AŞKLARI
Aşktı bir hüküm süren o eski zamanlarda
Her şey nasıl da yapmacıksız oluverirdi;
Şöyle içten bir demet çiçek verildi miydi
Dünyayı bağışlamak demekti bu sırasında,
Çünkü öylesine yürekten kopup gelirdi.
Sonra hani bir kere de seviştiler miydi,
Ah bilir misiniz bağlanırlardı nasıl da?
Öyle bir yirmi yıl, otuz yıl: durdukça dünya
O eski zamanlarda.
Artık aşkın o hükmü hiç mi yok şimdi;
Yapmacık bir gözyaşı, hile düzen sonra da;
İnanmıyorum biri aşk sözü etti miydi,
Çünkü o aşkın değişmesi gerek en başta,
Öyle sevişmeli bak hani sevişirlerdi
O eski zamanlarda.
Clement Marot Fransa 1496-1544 Çeviren: İlhan Berk
Seviyordum Sizi
Seviyordum sizi:ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle;
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi;
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce,umutsuzca seviyordum sizi,
Kah ürkeklik,kah kıskançlıkla üzgün;
Bu öyle içten,öyle candan bir sevgiydi ki,
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.
Aleksandr S. Puşkin Rusya 1799-1837 Çeviren: Ataol Behramoğlu
BİLMİYORUM, YAŞAMAKTA MISIN, ÖLDÜN MÜ?
Bilmiyorum, Yaşamakta mısın,Öldün mü?
Bilmiyorum,yaşamakta mısın,öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa,akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli…
Her şey senin için:Gün boyunca dualarım.
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin…
Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar hatta.
Anna Ahmatova Rusya 1889-1966 Çeviren:Ataol Behramoğlu
ÖZLETİYOR SENİ BU YAĞMURLAR
Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazen
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun
AHMET TELLİ
Ve bir tane de internette dolanırken bir mektup buldum sevgiyi anlatan. Okursanız hemen aşağıda.
Yitik sevgiliye mektup
Sevgilim;
Uzun zaman oldu sanırım hayatın bizi farklı farklı yerlere süpürüp atması. Şimdi kimbilir nerelerde ve kimlerle berabersin. Umarım olduğun yerde mutlusundur. Hiç ayrılmayacak, kopmayacak derken ve düşünürken şimdi farklı farklı coğrafyaların da dünyanın kendi hayatlarımızın sürüncemesindeyiz.
Galiba biz insanlar hayatın zıtlıklarında anlıyoruz pek çok şeyi. Tokluğu aç kaldığımızda, Zenginliği fakirleştiğimizde, Suyu susuzluğumuzda ve bende sanırım seni en çok sensizliğinde anlıyor, hissediyorum hücrelerimin en derinine kadar. Sensiz günüm geçmiyor nerdeyse. Enazından günde bir ya da iki kez aklıma geliyorsun. Bazen de rüyamda görüyorum seni. Mutluluğun ve sağlığın için hep anıyorum seni dualarımda. Seni bazen biranlık duraksamasında hatırlıyorum hayatın, bazen de şehrimde senli anılarımın olduğu yerlerde, bir tebessüm ve bir sıcaklık kaplıyor vüdumu. Geçenlerde bir hikayede seni buldum gene. Anlatayım.
Tanrı’nın çok sevdiği bir kulu varmış. Bu adam hep iyilik yapar, emirlerine uyar, çevresinde de çok sevilirmiş. Gel vakit git vakit adamın ömrü dolmuş. Tanrı Azrail’i bu adamın canını almaya göndermiş. Fakat Azrail’e de adamın canını alırken dikkatli olmasını ve canını hiç acıtmamasını söylemiş. Azrail de adamın yanına varmış. Kendini göstermiş. Adam hemen Azrail’i tanımış, vaktinin dolduğunu anlamış. Adam yatağına uzanmış ve Azrail ona cennet getirdiği şahane sulardan yudum yudum verirken bir yandan da ruhunu yavaş yavaş bedeninden ayırmaya başlamış. Bu esnada Tanrı kararından vazgeçmiş bu sevdiği adama 20 yıl daha ömür vermiş. Azrail’e adamı bağışladığını bildirince Azrail adamın canını almadan oradan ayrılmış. Adam da şükranla dolmuş fakat adamın ömrünün kalan 20 yılında bir tiki oluşmuş bu olaydan sonra. Az önce çok lezzetli bir şeyler yemiş de tadı damağında, yediğinin bir kısmı ağzının kenarında kalmış gibi yalanıyormuş. Sebebi de Azrail’in onun canını alırken acıtmamak için cennetten getirdiği dünyada olmayan bulunmayan o sudanmış. Azrail biranda ortadan kaybolunca adam içtiği o mükemmel tadın acaba bir kısmı ağzının kenarında kalmış mı diye yalanıp durmuş.
Sende benim gönlüme öylesine bir tat bıraktın ki yıllardır gönlüm aynı tadı bulma arzusuyla bu adam gibi acaba ondan bir parça daha bulabilirmiyimin derdinde. O tadı bir türlü yakalayamamış olmanın derin hüznü var sadece avuçlarımda.
Sen gittin gideli gönlümün diyarında nadasa bıraktım topraklarımı. Ama diken, yaban bürümesine de asla izin vermedim. Seni düşündüm baharının yağmurlarında yıkadım. Seni düşündüm gülümsenin o kocaman sıcağında ısıttım. Sen gideli bu nadas bıraktığım gönül arazimde bir iki fidan yetiştirmeyi de denedim. Ama olmadı, tutmadı. Belki ben pek uğraşmadım belki de onlar beni aramıyorlardı.
Şuan benimle beraber olmasan da seni tanımış olmaktan, senle ve sensiz geçen günlerimden hiç pişmanlık duymadım.
Evrende belki birer toz zerresi kadardık ama dünyayı kurtarmak adına attığımız o büyük adımın benim ruhumda yer eden ve beni ben eden halini bana kazandırdın. Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacaktı ya her şey işte ben seni sevdim. Bizim için küçük dünya için büyük bir adım attım seninle. Umarım olduğun yerde mutlusundur.
Paul Biya, Çeviri:Esin Talu Çelikkan
Hep şöyle deniliyordu. "Konuştuklarımız atmosferde bir yerde kalıyor, ileride teknoloji gelişince bütün söylediklerimizi dinleme şansımız olacak". Benim tüm umudum aslında bundaydı. Sanırım bunu görmeye ömrüm yetmeycek gibi duruyor. Hal böyle olunca, birde söylediklerimi unutmaya başlayınca yazayım dedim hiç olmazsa biryerlere. Boş mu konuşmuşum yoksa dolu mu ilerde kendim değerlendiririm. İşte bu fikirle birde havaya yazmaktan sıkıldım herhalde başladım bende yazmaya. Kendime dair, hayata dair yani halen çözemediğim iki bilinmeze dair buğusu kalkan netlikleri zikredeceğim yavaş yavaş burda kabul buyurursanız sevinirim.
![]() |
Yorum Yazın