‘Herkese bir gönül diliyorum Allah’tan, ne istediğini bilen
Klasik bir 10 kasım yazısı yazmak istemedim. O yüzden de 10 Kasımda yayınlamadım. Anca şimdi derledim toparladım.

Öncelikle Allah rahmet eylesin diyorum. Bir yüzyıla şekil veren, zekası, dehası ve birçok özelliği ile yaptıkları, yapmadıkları ile hep tartışma konusu olsada ben hep derin bir muhabbet ve saygıyla kendisini seviyorum. Buraya koyduğum 2 resim aslında değerlendirmenin de konusu oluşturuyor. 1. resim herkes gibi herkes kadar insan olan Mustafa Kemal’i, 2. resimdeki Mustafa Kemal ise devrimleri ile getirdiği,sunduğu yönetim şekli yaşam tarzı, aklın yolunu her daim işaret eden değerler bütünü Mustafa Kemal. Bence asıl bu ikisinin ayrımını yapmak ve de net olarak yapmak lazımdır. Zaten Mustafa Kemal’de bu ayrımı gayet güzel bir şekilde yapmıştır şu sözüyle. “Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.” . Peki nedendir bilinmez demeyeceğim aslında gayet net olarak ortadaki, uzun zamandır Mustafa Kemal’in şahsi yaşamı üzerinden değişik, garip yer yer de ipe sapa gelmez yorumlar duymaktayız. Neden gayet açık ve nettir aslında. Mustafa Kemal’in getirdiği, belki zorla belki de alıştıra alıştıra yaptığı, yaptırdığı devrimleri (devrimde zaten zorlama vardır), Cumhuriyeti, demokrasi, laiklik gibi kavramları tartışmayan, tartışamayanların Mustafa Kemal üzerinden bu kavramları yıpratma mücadelesidir bence. Bu birincil yönüdür hadisenin.
Bir de bu yanında, Mustafa Kemal’i insan üstüleştirip, ona dokunulmaz bir demir perde çizenlerin ardına saklanma, kendi yerlerini, statükodaki basamaklarını yükseltme, koruma arzusuda vardır. Bu yaklaşım da Mustafa Kemal’i geniş halk kitlelerinden koparmaktadır. Yani işin özü herkes işine geldiği, nemalana bildiği kadar sevmek de ya da nefret etmekdedir. Tabi burada gerçek manada seven, saygı duyan insanları da ayırmak gerektiğini belirtmem gerekiyor. Bunun daha temelinde ise devleti, ülkeyi kendi tekelinde görme ya da kendinin daha fazla sananların, diğeri yaratma duygusu yatmaktadır. Dışarıda diğerisi, ötekisi yarattığımız gibi içeride de ötekileştirip, karıştırıp, hükmetme arzusu vardır. Yine bunun temelinde ise gerek siyasi ve gerekse de sermaye alanı yaratma düşüncesi vardır zannımca. Yani bu tanımlama içerisinde yer alan bunun farkında olan ya da farkında olmayanların temel duygusu pastadan ne kadar daha fazla nemalanırım arzusudur. NAzım Hikmet’in “Bu memleket bizim” şiirinde bahsettiği bize ulaşamamamız, ötekisiyle mücadelede aslında önce kendimize daha sonra insani değerleri, ulusal değerleride yok edercesine yabancılaşarak, değişerek son sürat, ardımıza bakmadan ilerlememizdedir. Ve hergeçen gün bir öncekisinden daha dönülmez bir hal almaktadır. Şöyle yukarıdan aşağıya bir okudum da çok derin konuları bir-iki cümlenin kıskacında bırakarak hızlıca yazmışım. Biraz dağınık geldi bana. Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle ve bence en önemli sözüyle bitireyim.
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.” . Bence BİZ olabilmenin olmazsa olmaz şartı budur. Bizlere selam olsun.
Hep şöyle deniliyordu. "Konuştuklarımız atmosferde bir yerde kalıyor, ileride teknoloji gelişince bütün söylediklerimizi dinleme şansımız olacak". Benim tüm umudum aslında bundaydı. Sanırım bunu görmeye ömrüm yetmeycek gibi duruyor. Hal böyle olunca, birde söylediklerimi unutmaya başlayınca yazayım dedim hiç olmazsa biryerlere. Boş mu konuşmuşum yoksa dolu mu ilerde kendim değerlendiririm. İşte bu fikirle birde havaya yazmaktan sıkıldım herhalde başladım bende yazmaya. Kendime dair, hayata dair yani halen çözemediğim iki bilinmeze dair buğusu kalkan netlikleri zikredeceğim yavaş yavaş burda kabul buyurursanız sevinirim.
![]() |
Yorum Yazın