‘Herkese bir gönül diliyorum Allah’tan, ne istediğini bilen
Bu aralar Banu Avar’ın Hangi Avrupa kitabını okuyorum. Yazdıklarını ve yaptığı yorumların yalan ya da yanlış olduğunu asla düşünmüyorum. Ama bence biraz abartılı geldiğini söylemem gerekiyor. Doğrudur bizim (burada biz derken at gözlüğü takanlardan bahsediyorum.) hedefimiz, çabamız haline gelen Avrupa’nın da içerisinde çarpıklıklar, yanlış işleyenen kısımlar, art niyetli, kendi güdük, kara , ortaçağ kafasından kurtulamamış insan profilleri olması normaldir. Kitabında bu tip bozukluklara ve insanlara bence fazlaca ışık tutmuş ve genele bence bunu fazlaca yaymış. Halen okumaya da devam ediyorum. Aldığım en temel çıkarım şuana kadar. Medeniyet beşiği diye tanımlanan, yüzümüzü, gözümüzü ve tüm benliğimizi çevirdiğimiz, görüntüde en hijneik, en şeffaf, en sosyal demokrat(???!!!!), en en enlerinin hiç de öyle olmadığının algılamasının somut delillerini sunmuş olmasıdır. Ama kitabında bende oldukça merak uyandıran bir kısım vardı. Onu size aktarmak istedim. Nobel nerden geliyor? Alfred Nobel kimdir?
“Alfred Nobel Dinamiti bulan ve kullanıma sokan adamdır. Bir silah sanayicisidir. Patlayıcılara olan düşkünlüğü babasından gelmektedir. BAbasının Saint Petersburg’da mayın fabrikaları vardır. Alfred Nobel küçük bir çocukken patlayıcılara merakı yüzünden kardeşinin ölümüne de sebep olmuştur.” Birde Nobel Komite sözcüsü olan Horace Engdahl’ın ağzından Alfred Nobel “Nobel bir sanayiciydi ve bildiğiniz gibi dinamiti icat etmişti. Tüm Avrupa’da hatta Rusya’da silah sanayini o kurdu. Sadece silah değil, petrol yatırımlarına da girmişti ve parasının büyük kısmını, dinamit işinden ziyade Bakü petrollerinden kazandı.” Yine aynı kitaptan bazı satırlar. “İsveç bugün Nobel’in mirasını bugünde sürdürüyor. Avrupa’nın en cevval silah yapımcılarından biri olarak biliniyor. Aynı zamanda barışla başlayan bir çok örgütlenmeye ev sahipliği yapıyor.Bunlardan en ünlüsü SIPRI. Stockholm Uluslararası BArış Araştrımaları Enstitüsü.” Bu fazla açıklamaya gerek duyulmayan bir çelişki. Şimdi de gelelim bu Nobel ödüllerinin hikayesine yine kitaptan. Verilen ödüllerin manevi değerleri bir yana maddi kaynak nasıl sağlanıyor? “Alfred Nobel öldüğünde serveti 1 milyar krondu. Servetinin 3′te 1′i insanlığa hizmette bulunanlara sunulacaktı. Bu kişilerin seçilme kriterine ise vasiyetinde net olarak bir kriter çizmemiş sadece “ideal olana doğru, en mükemmel eseri bize takdim eden yazarı ödüllendirmeliyiz.” demişti. Burada ideali ise belirtmiyordu. Nobel Komitesi her yıl edebiyat dalında 1,5 milyon avro dağıtıyor, diğer dallardaki ödüllerde bundan aşağı kalmıyor. Peki Alfred Nobel öldüğünden bu yana bu para nasıl değerlendiriliyor da bitmiyor? Vakıf gelirlerinden bir kısmı Lockheed Martin ve Honeywell International adlı Amerika’nın dev silah şirketlerinin hisselerine yatırılıyor.” İlginç ???!!!! bir yandan insanlığa hizmet edenlere ödül veren bir kurum aynı zamanda gelirininin bir kısmını silah sanayinden alan bir kurum. Fikirler mi parayı yönetiyor yoksa para mı fikirleri yönetiyor sorusunu tam da burada sormak lazım. Sordum da. Cevabı size bırakıyorum. Ödül çeşitli zamanlarda çeşitli kişilere dağıtılmış. Bizde Orhan Pamuk’a verilen ödülde yaşayanan tartışmalar çeşitli zamanlarda çeşitli kişilere verilen ödüllerde de alevlenmiş. Kişilere takılıp da ana fikri es geçmek istemediğimden onları burada yazmıyorum hiç.
Bugüne kadar verilen edebiyat ödüllerini sadece 1 kişi ret etmiş. Bunu biliyormuydunuz? 1964 yılında Jean Paul Sartre Nobel edebiyat ödülünü almayı ret ettmiş. Gerekçesi ise şöyleymiş.”1964 senesinde jean paul sartre’ın les mots (sözcükler) adlı yapıtıyla kendisine layık görülen nobel ödülünü reddetme nedenleri:
1-kendi aşırı özgürlükçü felsefesiyle örtüşmediği için. zira sartre’a göre bir grubun(jüri) çıkıp da bir yazara ödül vermesi yazarın ödül alabilmek için jüriye göre yazması anlamına geliyordu ki bu da yazarın özgürlüğünün kısıtlanması demekti. bu onun felsefesine terstir.
2-isveçte toplanan jüri yetersizdi.
3-sartre gelecekte bir yazardan ziyade bir filozof olarak anılmak istiyordu verilen ödül ise edebiyat alanındaydı.
üstad şöyle bir gerekçe de sunmuştur kendi ağzından:
“ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. nobel ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.”
Şimdi benim buradan yaptığım çıkarımlarım. Nobel ödülü ya da buna benzer çeşitli ödüller değerlerin tekelleşmesini gösteriyor.Bu değerlerin diğer dünya içinde saygın bir yere oturma, yukarıdan bir bakış ve
dayatabilme yetisinin sağlanması yatmaktadır. Hiç bir Afrika ülkesinin barış ödülü verdiğini ve vermişse bile bunun duyulduğunu duydunuz mu?. Edebiyattaki ağrılığı dünya klasiklerine katkısı kuşkusuz olan Rusya’nın bir edebiyat ödülü verdiğini, verse bile bu ödülün değerli görüldüğünü düşündünüz ya da hayal ettiniz mi? Bize garip gelen bu yönelişler, sanırım beynimizin nereye tabi olduğu, yöneldiği ile ilgili aslında. Bizimkilerin tabi oldukları Batı dünyasına kendilerini öylesine kaptırmış olmaları, mor ışık etrafında dönen sinekler gibi geliyor bana. Garip bir baygınlık haliyle, bir sarhoşluk haliyle, bir serapın peşinden koşmaya benziyor.Mor ışık etrafında sineğin dimağı sadece sanırım elektrik çarptığında açılıyordur. Gözünün açıldığı an da son anıdır aynı zamanda. Bunu da unutmamak lazım sanırım. Kabul görmek adına birlerine tabi olmak, başının okşanması için herşeyi yapabilecek bir karakter sergilercesine siyaset adamlığı, devlet adamlığı yapmak sanırım tarihiyle, kültürüyle dünya mirasına katkısıyla gurur duyan, geçmişine bağlı insanlar açısından ne kadar rahatsız edici değil mi?
Hep şöyle deniliyordu. "Konuştuklarımız atmosferde bir yerde kalıyor, ileride teknoloji gelişince bütün söylediklerimizi dinleme şansımız olacak". Benim tüm umudum aslında bundaydı. Sanırım bunu görmeye ömrüm yetmeycek gibi duruyor. Hal böyle olunca, birde söylediklerimi unutmaya başlayınca yazayım dedim hiç olmazsa biryerlere. Boş mu konuşmuşum yoksa dolu mu ilerde kendim değerlendiririm. İşte bu fikirle birde havaya yazmaktan sıkıldım herhalde başladım bende yazmaya. Kendime dair, hayata dair yani halen çözemediğim iki bilinmeze dair buğusu kalkan netlikleri zikredeceğim yavaş yavaş burda kabul buyurursanız sevinirim.
![]() |
tuğçe
Mart 26th, 2009 14:28
formlarınız ve yazılarınız berbat hiç bişi anlaşılmıyo bn olsam bu siteyi kapatırdım…
tuna
Mart 26th, 2009 15:12
Yorumunu dikkate alıyorum ve teşekkür ediyorum. Fakat siteyi kapatmayı düşünmüyorum. Ama sana bir tavsiye verebilirim.Siteme girmezsen, görmezsin böylece sorun halolur gibi geliyor. Kendine iyi bak ama iyi bak bence.
Oguz
Mart 30th, 2009 23:38
Kardesim gayet basarilisin… Bunlar kiskanclik hareketleri… Olur boyle seyler, olmasida guzel… Senin gibi dik duran (cok azda olsa) adamlar olmali hep, yanindayim her zaman….
tuna
Mart 31st, 2009 10:33
Oğuz kardeşim arkamda olduğunu görmek beni hem sevindirdi hem de biraz tedirgin etti diyebilirim. Malum arkamdasın. :D:D
coşkun ÇETİN
Nisan 7th, 2009 14:30
oğuz bey ses ver özletme kendini ara sıra bağırda sesını duyalım
coşkun ÇETİN
Nisan 7th, 2009 14:42
Tayını cıktıktan sonra arkasına bakmayan dostlarını aramayan vefasız ve ORDU ilinın en hızlı ve capkın erkeği? ÖZCAN KOCAGÖZ arkadşımız Ağrıdayken hiç yerinde rahat durmayan daldan dala konan ve bir çok kızla gönül eğlendiren ve evlenme sözlenme sözleri veren bir yapıya sahip olan arkadaşımız Ağrıdan ayrıldıktan sonra herhalde hayatın boş olduğunu anlamışki düzeldiğini söylüyor.??? Orduya ayak atar atmaz yine biriyle tanışmış demekki ciddi hemen ev tamiratına perdeler almaya boya badana yapmaya başlamış anladım ki bu sefer iş ciddi.Haydi Allah hayırlısını versin.Umarım bu sefer mutluluğa kavuşur.Bizde düğünün de gelip oynarız.Ama çok uzak ihtimal.
Özcan gibi pimpirikli bir kişinin çabuk evleneceğinide müdürlük olarak zannetmiyoruz.Ağrı da otobüsler hazır Özcan ın nişanı için bekliyoruz.
Hadi Özcan bu sefer bitir bu işi görelim seni..
SELAMLAR AĞRI KADASTRO MÜDÜRLÜĞÜ PERSONELİNDEN M. ALİ
coşkun ÇETİN
Nisan 7th, 2009 14:46
yok canım özcanı ben bilirim senın yazdığın gibi değildır.m.ali bey ayıp ettin sen benım adımla nıye yazdın özcan durust ve temiz bir arkadaştır
Ömer BİŞKİN
Nisan 7th, 2009 14:50
Yaw M. ALi bey niye böle bir iftira atıyon senin Özcan kardeşimizle new kadar samimiyetin vard ki..Walla çok ayıp etmişin birde çoşkun beyin adını verip yazmışın hiç yakıştıramadım..
Özcan kardeşime gelince dürüst çalışkan kimssenin etlisine sütlüsüne karışmayan kendi halinde kızlarla kesinlikle gönül eğlendirmeyen bir insandır.3 yıl aynı evi paylaştık ben öle bi şeyini ne gördüm ne de duydum..
Bak Tuna desen tamam derim.Onunlada aynı evi paylaştım ve ona garanti veremem ne yalan söyleyim.Ama Özcan Kardeşim öle şeyler yapmaz.Allah mesut etsin tamamına erdirsin inş.
coşkun çetin
Nisan 7th, 2009 20:12
tuna bey hayırlı olsun kazasız belasız ve gülegüle kullan
ama seni anca tır taşırdı
Özcan KOCAGÖZ
Nisan 8th, 2009 08:35
Yorumun gerçek dışı olduğu zaten belli çünkü beni tanıyan arkadaşlar benim nasıl bir karakterde insan olduğumu bilirler. Yorumun altında ismi geçen arkadaşım yani M.Ali ile hemen hemen hergün görüşüyoruz kimseyi unuttuğumuz yok asıl o yorumu yazan COŞKUN ÇETİN olduğu için normal karşılıyorum. Ağrıda iken kimin yerinde rahat durmadığını bazı arkadaşlarım gayet iyi biliyor. Tabiî ki biz yanında olmadığımız için meydanı boş buldu. Çünkü onun kendisi için anlatmak istediği şeyleri başkaları üzerinden anlatma gibi özelliği vardır. Ömer arkadaşıma da teşekkür ederim yorumu için
Oguz Kansu
Nisan 8th, 2009 09:06
Ah be Ozcanim bu iftiralar nedir anlamadim ki…
Omer kardesime katiliyorum, 1 seneye yakin ayni evi paylastik, senin gibi bir insana kizim olsa dusunmeden verirdim valla… Neyse eger sevgilin varsa cok sansli…
Coskun Beeeeey… Ozledim sizi yaw… gelicem az kaldi…
Sevgiler Saygilar Phillyden ;)
TUNA
Nisan 8th, 2009 09:09
Bende Özcan’ı tanırım, bilirim ve de severim. Aynı evi bende paylaştım bu saygıdeğer kardeşimle. Ömer’in yorumunda dediği gibi kendimden daha emin bulduğum güvenilir bir arkadaştır. Bana belli olmaz ama Özcan yolunu şaşmaz. Neden böylesine ithamlarda bulunuyorlar hiç anlamadım. Zannımca meyve veren ağaç taşlanır demiş büyükler ve de boşuna dememişler sanırım. Gene büyükler zamanında bir söz daha demişler di. Çirkefe taş atma üstüne sı..r. Sanırım Özcan zamanında çok taşlamış şimdi uzak yerlere gidince arkasından konuşulur olmuş. Ayıp ayıp.
Özcan KOCAGÖZ
Nisan 8th, 2009 09:28
Oğuz bey ve tuna bey yorumlarınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız kendi iyiliğinizin bir göstergesidir.
TUNA
Nisan 8th, 2009 14:09
Özcan yalakalık yapma şimdi sende..:D:D
deniz kaymak
Nisan 9th, 2009 13:41
yaw özcan kardeş… 3-5 gün takılmadık buraya hemen sana da sıralamışlar iftiraları… ben belki senle aynı evi paylaşmadım ama herkes biliyor senin ne olduğunu… boşver… daha önce benimle ilgili yapılan haberleri de biliyorsun… insanlar sevdiklerine takılmayı severler… bunlar ne aslında ne kadar sevildiğinin göstergesidir… (bahaneyle kendime de pay çıkarttım:)))
coşkun bey… bu arada bu lafım da sana… yengenin akşam vurduğu tavanın izi çıktı mı kafandan???
bırak bu ezik erkek psikolojisiyle sağa sola sataşmayı da kendine bak…
coşkun çetin
Nisan 9th, 2009 23:03
Deniz bey seni severim. selamlar
Oguz Kansu
Nisan 10th, 2009 08:28
Yaw Deniz neler diyosun… Hepimiz biliyoruz ki Coskun Bey su zamana kadar gordugumuz en maco erkeklerden biridir… Karistirma bizlerle lutfen….
Ideoldur, bi Kadir Inaniri bilirim bide Coskun beyi…
ömer bişkin
Nisan 10th, 2009 14:08
Çoşkun beyi tanımamışsınız oğuz bey: o kucağında sallayıp uyuttuğu altını değiştirdiği çocuklarını unutmasın.Pey maçoymuş ne maçosu ama doğru KILIBIKLARIN MAÇOSU olur ne yalan söleyim.Oğuz kadeş ne zaman gelecen özledik seni Ağrı dan selamlar.
deniz kaymak
Nisan 10th, 2009 14:56
yuh yaa… hiç mi dost kazanmadık… oğuz bey sen de mi sattın bizi? hiç maço görmesek inanacaz yani :))) sen de görmüşsündür mutlaka yengeyle telefonda konuşurken bile esas duruşa geçtiğini… niye söylemiyorsun gerçekleri…. sen bile(!) ondan daha maçosundur:)))
deniz kaymak
Nisan 10th, 2009 14:58
he bir de coşkun bey ben de seni severim ama gerçekleri söylerim bilirsin…
coşkun çetin
Nisan 10th, 2009 22:10
intahar etmeye karar verdım.ömerde bana laf söyledi yaşamak istemıyorum ölmek istiyorum ömer gibi yaşamaktansa deniz gibi boş yaşamak daha iyidır.onada yaşamak denirse
Deniz KAYMAK
Nisan 12th, 2009 16:00
sen de haklısın… gerçekler gün yüzüne çıktı… sana da intihardan başka seçenek kalmadı… ama gene de intihar etme yaw… muhammed kimi dövecek soora:)))