İnsan taşkın yüreklerce sevilmeyi istiyorsa, sünger olmayı öğrenmelidir. Nietzsche

KPDS Sınavı’nın ardından…

9 May 2010 Kategori: Kategorisiz

Ben kendim fark etmedim böyle bir şeyi. KPDS’ye girmiş olsam belki farkederdim. Saadet Partisi’nin sitesinde gördüm. Benimde bundan 1 yıl öncesinde uğraşım olan İngilizce sınavı ile ilgili olunca bende buradan yazmak istedim. Partinin İstanbul İl Başkanlığı’nın fark ettiği ve üzerinde durduğu sorular hakikaten önemli. Bu soruları hangi zihniyetin neye dayanarak hazırladığı hakikaten üzerine düşülmesi gereken bir konu. Gelelim o dikkat çekici sorulara ve cevaplarına.

SORU 4. (En uygun kelimeyi bulma)
No achievement can please Islamic extremists more than a break with what they —- as the Christian West.

A) exclude B) confirm C) abolish D) view E) establish

Aşırı İslamcıları hiçbir başarı, Hıristiyan Batı olarak gördükleri ile bir kopuş kadar memnun edemez.

SORU 65. (en yakın anlamlıyı bulma)
No sooner did Israel declare its independence in May 1948 than its five neighbouring states invaded it.
İsrail Mayıs 1948′de bağımsızlığını ilan eder etmez beş komşusu tarafından işgal edildi.

A) As soon as Israel declared its independence in May 1948, it was invaded by the five countries bordering it.
B) The invasion of Israel by its five neighbours had already been decided before its independence
was declared in May 1948.
C) It was in May 1948 that, following its declaration of independence, Israel faced an invasion by its
five neighbours.
D) When Israel declared its independence in May 1948, its five neighbours decided to invade it.
E) Upon Israel’s declaration of independence in May 1948, the five states that bordered it jointly
invaded it

SORU 70. (diyalog tamamlama)
John:
- Good morning, Christine. By the way, have you seen this article on North Korea?
- Günaydın Christine. Kuzey Kore ile ilgili makaleyi gördün mü?
Christine:
- I’ve just come to the office. You know mornings are always a rush. Tell me what the main argument is.
- Ofise yeni geldim. Biliyorsunki sabahları telaşlı olur. Bana ana konusundan bahsetsene.
John:
-Buraya John’un dediğinin sınava girenler bulacak.:D
Christine:
- Besides that, there may also be other hidden reasons such as the provision of nuclear weapons to international terrorist groups.
- Bunun yanında, Uluslararası terörist gruplara nükleer silah sağlamak gibi gizli başkaca sebepler olabilir.

A) Let me tell you this: historically, at the end of World War II, the Soviet Union occupied the northern part of the Korean peninsula, while the Americans held the south.
B) You know that, after the loss in 1991 of Soviet patronage, the isolated North Korean government faced a very serious economic disaster, with verified reports of local starvation in some regions of the country.
C) It emphasizes that the North Korean government has pursued the development of a nuclear arsenal not for self-defence, but as a bargaining chip against Japan and the United States.
Kuzey Kore hükümetinin nükleer silahları sadece kendi savunması için geliştirmediği, Japonya ve Amerika Birleşik Devletlerine karşı koz olarak kullandığından bahsediyor.
D) As you may recall, in June 1950, the communist North Korean troops attacked across the border
that divided the Korean peninsula and crushed resistance in the south.
E) Agreed. Yet Japan and the Western states have always feared that North Korea may be secretly
helping Iran and other rogue states to develop nuclear weapons
Bu seçenek de ilginç bir seçenek olarak mevcut.
Katılıyorum. Hala Japonya ve Batılı ülkeler K.Kore’nin gizlice İran ve diğer suçlu ülkelere nükleer silah geliştirmelerinde yardım etmesinden korkuyorlar.

Bundan 3-5 yıl öncesinde okuduğum bir kitapta, yanlış da hatırlıyor olabilirim. Milli Eğitim Bakanlığı ya da başkaca bir kurum ya da kurulda, eğitim politikamızla ilgili kararları veren grup, kurul ya da büroda yabancı danışmanların çalıştığından bahsediliyordu. Ben böylesi bir etkiyi sürekli değişen eğitim müfredatımızda, İngilizce öğrenmenin ilkokullara kadar sokulmasında, ayrıca garip bir ingilizce öğrenme sisteminin bizlere dayatılmasında, ilkokullarda oldukça ağır seviyede ve gereksiz bilgilerin çocukların kafasına sokulmaya çalışılarak tuhaf bir eğitim anlayışının yaratılmaya çalışılmasında, eğitimin sisteminin iyi vatandaş, iyi ,nitelikli ülke ve dünya gerçeklerinden haberdar olan insan yetiştirmekten ziyade bir yarış atı misali bilgi yüklü merkep haline getirilen çocukların ve ailelerinin birlikte sürüklendikleri hangi bölümden nasıl daha çok para kazanırlar sınav sistemine sürüklenmesinde zaten hissediyordum.
Bu düşüncelerime ilaveten de bunun dikkate değer soruları ve cevaplarıyla Kamu Personeli Dil Sınavında (KPDS) görmek, bu yabancı danışmanlar konusunda ki fikirleri güçlendirdi.
Ha burda yabancı danışmalara kızdığımı da sanmayın. Dış mihraklardan önce mesele bence gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerinde bulunan iç mihraklarda. Öncelikle bunların kimler olduğunun doğru tespit edilmesi lazım.

Her ortama uyabilmek…

4 May 2010 Kategori: DENEME, Öylesine

Sanal günlüğüme yazmayalı baya zaman oldu. Sanalda hayat daha pürüzsüz yürüyor. Facebook’ta ki sanal çiftliğinizi su basmıyor, hayvanlarınız grip olup, telef olmuyor. Fakat dünyada işler sanalda olduğu gibi yürümüyor. Yerçekimi katsayısı benim için olduğundan daha bir fazlaydı sanki son zamanlarda, daha bir fazla çekiyordu birşeyler beni arzın merkezine, dünya tuttu beni de dertleriyle paçamdan gelemedim bir türlü sanal dünyaya. Sahte sanal mı yoksa gerçek dünyanın acısı mı deseler, gene de gerçek acıyı seçerdim. Hiçbir sanal acının adam edebileceğini sanmam da adamı ondan herhalde. Neyse hoşbuldum sanal günlüğüm yine, yeni, yeniden.

Daha önce de duymuştum ama bugünler de daha çok söylenince bu söz üzerine birşeyler yazma isteği duydum. “Her ortama uymak”. Söylenilen kişi için artı meziyet yüklüyor zamanımızda. Rahat, uyum sağlayan, sevimli, sempatik gibi anlamları da içerisinde barındırıyor ve tabi ki bu söze muhatap kişinin kimliğinde de. Bana daha çok bulunduğu kabın şeklini alan sıvıları hatırlatıyor. Nereye girse oranın değer ve şekillerini alıyor, ve sanki yıllardır oradaymış hatta oradakilerden de daha oradaymışçasına gibi bir hali gözümün önüne getiriyor. Daha net söylemek gerekli ise de omurgasızlığı, duruşsuzluğu, fikir ve zikir yoksunluğunu ifade ediyor.

Aynı söze (”Her ortama uymak”) iki farklı zaman çizgisinden bu kadar farklı bakıyor olmak da toplulumumuzun nereden nereye geldiğinin de açık bir ifadesi gibi karşımda dimdik duruyor. Ayrıca bu değişimin hızının benim yaşımda birisinin ömrüne sığdığını görmesi ise ne kadar da başdöndürücü bir hızda dönüşüm geçirdiğimizin de anlaşılması için önemli.

Sahip olabilme tabiki de maddi anlamda, ve toplumsal kastta bir yer edinebilmenin temelinde dünya ve ülke konjonktürüne (Türkçesi:Geçerli durum. Aslı fransızca olan bu kelimeyi kullanmak istemezdim. Lakin laf kalabalıklı aydın cümleler içerisinde sıkça duydukça bir hikmeti olmalı diye düşündüm. Bu tip kelimeleri kullanarak boş konuşmalarına anlam katma hevesinde olanları da hatırlatmak, dikkat kesiltmek adına bende boş yazamın ortasına koymak istedim.) ne ölçüde uyum sağladığınızda yani o ortama ne kadar ayak uydurduğunuz ile ilgili hale gelmektedir. Ve yine toplumda da sahip olduklarınızın niceliği onları nasıl kazandığınızın niteliğinin de zaten önünde ise, bulunduğu ortamın şeklini alanlardan örülü bir toplumda da her ortama ayak uydurabilmek bir meziyet halini alıyor.

Ben buna bukalemun hareketi de diyordum. Fakat bu hareketin çağrıştırdığı olumsuz anlamdan haberi olmayan bir hayvanın adını böyle bir kavrama ad yaparak bukalemunların adını kirlettiğim düşüncesiyle vazgeçtim. Onun doğası gereği bir savunma mekanizması olarak gördüğümüz bu özelliğini insanların değer yargılarını sıfırlarcasına mal, mülk, şan, şöhret edinmek adına ondan daha hızlı yaptığını görse, bütün bukalemunlar bir araya gelip ortak bir karar alarak bundan sonra tek renkle hayatlarına devam ederler. Ne diyordu şair;

“Beşerin zıddına, hayvan soyu insanlaşıyor,
Yiğidin şefkati yok, lakin itin şefkati var..”

Değişim Geliyor // A Change is Gonna come

18 Nis 2010 Kategori: müzik

Aşağıdaki şarkı ve sözleri Amerikalı şarkıcı Sam Cooke’a ait. 1931′de doğmuş 1964′de bir cinayete kurban gitmiş zenci bir sanatçı. Ben The war on Democracy isimli belgeselde dinleme imkanım oldu. Sesi belgeselde anlatılanlardan belki de oldukça etkileyiciydi. Sesinde bizim buralara has yanık ve acılı bir hava var. Atalarının bin yıllık acısı bu adamın gırtlağından dışarıya dev bir dalga olmuş da fışkırıyor gibi geldi. Ayrıca sesi ve cümleleri oldukça akıcı ve anlaşılırdı. Amerikalılar’ın bu kadar akıcı ve net İngilizce konuştuklarını bilmiyor ve sanmıyordum. Sanırım Amerikalı eski nesilde dilimiz çok bozuldu azizim şeklinde kendi aralarında dertleniyordur diye de bu adamı dinledikten sonra düşündüm. Bu noktada Amerika’dan da pek farklı değilmişiz onu da gördüm. Dinlemek isterseniz tıklayın ve dinleyin. Tercüme bana ait, bir hata görürseniz lütfen uyarın :D:)

I was born by the river in a little tent
(Nehir kenarında küçük bir çadırda doğdum.)
Oh and just like the river I’ve been running ever since
(Ve aynı nehir gibi koşarım daima)
It’s been a long, a long time coming
(Çok uzun zaman, bu çok uzun zamandır sürüyor.)
But I know a change gonna come, oh yes it will
(Fakat biliyorum bir değişim geliyor, oh evet gelecek.)

It’s been too hard living but I’m afraid to die
(Yaşamak çok zor fakat ölmekten korkuyorum)
Cause I don’t know what’s up there beyond the sky
(Çünkü gökyüzünün ardında ne var bilmiyorum)
It’s been a long, a long time coming
(Çok uzun zaman, bu çok uzun zamandır sürüyor)
But I know a change gonna come, oh yes it will
(Fakat biliyorum bir değişim geliyor, oh evet gelecek.)
Devamını okuyun »

Güzel günler göreceğiz..

16 Nis 2010 Kategori: Kategorisiz

Haftasonu Balıkesirspor’un maçını izlemeye gittim. Maçı kazandık ama takım ümit vermedi açıkçası. Asıl bahsetmek istediğim ise başka bir konu.
Fanatiklerin bulunduğu yoğun şekilde tezahürat yapan grubun maç içinde sürekli söyledikleri tezahürata takıldım.Tezahürat şöyleydi.
“çocuklar inanın, inanın çocuklar.
güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Bandırmayı Atatürk’te yeneceğiz
şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz.” şeklindeydi. Bunun değiştirilmiş versiyonlarını diğer takımların da söylediğini internetten okudum.

Tezahürat aslında Nazım Hikmet’in Nikbinlik şiirinden alınma. Kendi sesinden dinlemek isterseniz aşağıda. Şiir şöyle.

GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ…

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları,yalnız pazarları

Hani şimdi biz
Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.

Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap:Zindan

Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan

Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve
Çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir

Hani şimdi biz
İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz

60 yıl önce vatandaşlıktan atılan bir şairin bugün şiirleri statlarda dillere dolanıyor, tezahürat olarak karşımıza çıkıyor. Resmi ideolojinin belki halen kabul etmediği bir şair, sözlerinin ona ait olup olmadığını belki bilen belkide bilmeyen bir kalabalığın dilinde farklı bir şekilde yeniden hayat buluyor. Merakım acaba bilseler ki bu tezahüratın aslında Nazım Hikmet’in şiirinden alınma olduğunu yinede bu tezahüratı yaparlar mı? İlginç ülkeyiz vesselam.

YGS’nin ardından…

12 Nis 2010 Kategori: DENEME, Öylesine

Bu haftasonu herhalde 1.5milyona varan sayıda öğrenci bu sınava girdi. Bende tesadüfen mezun olduğum ilkokulda sınavda görevliydim. ÖSS ile ilgili geçen sene yazmış olduğum yazımdaki duygu ve düşüncelerim değişmedi.(Eski yazım)
Uzun zamandır uzak kaldığım sınav sisteminin aslında her sene bir önceki seneden farklılaşarak değişmiş olduğunu öğrendim. Sınava girenler fiziken hernekadar öğrenciler gibi dursa da, aslında asıl sınavın yükünü çekenler dışarıda bekleşen, bekleşirken de dertleşen veliler gibi geldi. Sınavın değişsen katsayı, taban puanı, başarı dilimi gibi hesap yükü ağır kısmına da yine kafa yoranlar onlar. Biraz biraz onlardan dinledikçe de bu işin hakikaten zor olduğunu hatta üzerine tez yapacak kadar derinleştiğinin farkına varmak da beni korkuttu diyebilirim.
Devamını okuyun »

BANA SENİ GEREK SENİ

8 Nis 2010 Kategori: Kategorisiz

Siteyi yayına açtığımdan bu yana hiç Yunus Emre’den bir şiir koymadığımı Ruhi Su’dan Bana seni gerek seni şiirinin türkü halini dinlediğimde fark ettim. Bu topraklardan kimler, kimlerden hangi sözler, türküler dökülmüş insan okudukça, dinledikçe fark ediyor. Hangi ve nasıl kökler üzerinde yeşeren bu topraklarda doğmuş olmanın lütfuna erişmiş olduğunun idrakına varıyor. Ve bu köklerin bugünü halen ayakta tutan şeyler olduğunu anlıyor. Bunu anlar anlamaz ise gün geçtikçe zayıfladığını idrak ediyor. Yine dünyanın bir başka yerinde bu kadar bereketli bir kara parçası olamayacağını anlıyor. Bunu anlar anlamaz, yine arz üzerinde bu kadar hoyratça kullanılan, kadri bilinmeyen bir kara parçası olmadığının üzüntüsünü duyuyor. Mutluluğun ve hüznün gün ve gece gibi bir birini izlediği yurdumda, günden geceye, geceden gündüze yol alırken hissettiği sevgi ve öfkeden hangisini seçeceğinin kararsızlığını yaşıyor. Buyrun hem okuyun Yunus Emre’nin bu şiirini hemde tıklayın dinleyin türküsünü.

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni

Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek
Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar
Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni



Günlük Hakkında

Hep şöyle deniliyordu. "Konuştuklarımız atmosferde bir yerde kalıyor, ileride teknoloji gelişince bütün söylediklerimizi dinleme şansımız olacak". Benim tüm umudum aslında bundaydı. Sanırım bunu görmeye ömrüm yetmeycek gibi duruyor. Hal böyle olunca, birde söylediklerimi unutmaya başlayınca yazayım dedim hiç olmazsa biryerlere. Boş mu konuşmuşum yoksa dolu mu ilerde kendim değerlendiririm. İşte bu fikirle birde havaya yazmaktan sıkıldım herhalde başladım bende yazmaya. Kendime dair, hayata dair yani halen çözemediğim iki bilinmeze dair buğusu kalkan netlikleri zikredeceğim yavaş yavaş burda kabul buyurursanız sevinirim.


Okuyorum



  • Devlet Adamı

    Devlet Adamı - Platon/Eflatun

Kütüphanemi Göster

StatPress

Visits today: 26

Bakalım Neler Yazmışım

 

Eylül 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

"Yazilarin mail adresime gelsin" diyorsan

Locations of visitors to this page
widgeo.net